28 Şub 2017

Gazi halkı kararlı: Yıkıma karşı sonuna kadar direneceğiz

Hükümetin acele kamulaştırma kararı aldığı Gazi Mahallesi’nde halk evlerini yıktırmamaya kararlı. Zübeyde Hanım Mahallesi sakinleri, yıllardır emek vererek inşa ettikleri gecekondularının rant uğruna yerle bir olmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

14 Aralık 2016 Çarşamba 10:03
İSTANBUL / ANF - ZEYNEP KURAY

Kuzey Marmara Otoyolu Projesi kapsamında acele kamulaştırma kararı verilen yerlerden biri olan ve muhalif kimliği ile bilinen Gazi Mahallesi'nde yıkım tedirginliği yaşanıyor. Alevi ve Kürt nüfusun çoğunlukla yaşadığı Gazi’nin en eski yerleşimleri olan Zübeyde Hanım, Yunus Emre ve 50. Yıl mahalleleri hedefte. Zübeyde Hanım Mahallesi’nde Test Teknolojileri Merkezi (TTM) isimli taşeron firma tarafından zemin etüt çalışmaları başlatılmış bile. Konuştuğumuz taşeron işçiler, inşa edilecek yaklaşık 70 metre derinlikteki tünelin Cebeci’deki tuz deposuna kadar uzanacağını aktarırken, yıllardır dayanışma ve birlik içinde yaşayan mahalleli evlerini yıktırmamaya kararlı. Gecekondu yıkımına direnilmediği takdirde tüm Gazi Mahallesi’nin yerle bir edileceğine dikkat çeken mahalle sakinleri, “Zübeyde Hanım Mahallesi düşerse; tüm Gazi Mahallesi düşer” mesajını verdiler.

'31 YILDIR DEVLET NEREDE?'

Yıllar önce kendi tırnaklarıyla inşa ettikleri evlerini terk etmemeye kararlı olan Zübeyde Hanım Mahallesi sakinlerinden Hüseyin Çınar, sonuna kadar direneceğini vurguluyor. Sivas Kangal doğumlu olan Hüseyin Çınar, 1985 yılında gecekondusunu inşa eden mahalle sakinlerinden biri. Çınar o yılları, “O dönem çok çile çektik. 5 günde 2 gecekondu yaptık. Gece gündüz üzerimizi dahi değiştirmeden biri ağabeyime, biri kendimize iki ev inşa ettik” diyerek özetliyor. Bu süre içerisinde devletten hiçbir yardım gelmediğini söyleyen Çınar, “Tüm evlere elektrik direklerini biz diktik, suyu kuyulardan taşıdık. Yol yoktu, paramızla kepçe tutup yol yaptırdık. Bu bölge hep çamurdu. Öyle ki, işe giderken ayakkabılarıma poşet geçirmek zorunda kalırdım. Biz böyle zor günler yaşadık. O dönem devlet bize en ufak bir katkı sunmadığı gibi bugün yıllarca verdiğimiz bu emekleri yerle bir etmeye çalışıyor” dedi.

Evinin tapulu olduğunu ve 1985 yılından beri belediyeye her yıl vergi ödediğini aktaran Çınar, “Ben bu evde evlendim barklandım, çocuklarım burada doğdu; burada torun sahibi oldum" dedi. 31 yıllık mücadelesinin yerle bir edilmesine izin vermeyeceğini vurgulayan Çınar, “Bu mahallede hurdacılık yaparak çocuklarını doyuran komşularımız var. Bu insanları evinden barkından etmek hangi vicdana sığar” diyerek tepki gösterdi. Bu yıkım hazırlığının arkasında rant kadar, politik amaçlar da olduğuna işaret eden Çınar, “Burada çoğunlukla Alevi veya Kürt nüfusu yaşıyor. Bir de Gazi Mahallesi’nin baskıya, zulme karşı hep muhalif bir duruşu oldu. Bu yıkımla esas amaçları buradaki birliği ve muhalif ruhu yok etmek” dedi. 

‘ÖLÜRÜM DE EVİMİ YIKTIRMAM!'

Hüseyin Çınar’ın eşi Gülay Çınar ise olası bir yıkıma karşı sonuna kadar direneceğini kesin bir dille vurguluyor. “Ölürüm de evimi yıktırmam” diyen 53 yaşındaki Çınar, “Ben Gazi Mahallesi’nde doğdum, büyüdüm, evlendim. Mahallemi İstanbul’daki hiçbir semte değişmem. Canımı veririm ama evimi vermem” diye ekledi. Evini ancak 31 senede oturulabilecek konuma getirdiğini anlatan Çınar, şöyle devam etti:

“Biz yoksul insanlarız ve evin eksiklerini ancak yeni yeni tamamlayabildik. Bu ev girdiğimizde dört duvardı. O gün bugündür çabalıyoruz; tam rahat edeceğiz derken şimdi de devlet emeğimizi başımıza yıkmaya çalışıyor. Madem ki burayı yıktıracaklardı o zaman seçim döneminde yıktırsalardı ya, neden o zaman tapuları olmayan mahalle sakinlerine tapu vaatlerinde bulundular. Geceleri rahat uyuyamıyorum. Her araba geçtiğinde acaba yıkıma mı geldiler diye yatağımdan fırlıyorum. Burada yıllardır komşularımızla dayanışma içinde yaşıyoruz. Bu ortamımızı dağıtıp bizi şehirlerin uzağında beton yığınlarına mahkum etmek istiyorlar. Yok öyle şey, ben hiçbir yere gitmiyorum, evimi kesinlikle yıktırmayacağım; istiyorlarsa canımı alsınlar."

‘TEK VARLIĞIM GECEKONDUM’ 

Zehra Gözütok da 1984 yılından beri Zübeyde Hanım Mahallesi’nde yaşıyor. Gecekondunun tek varlığı olduğunu vurgulayan Gözütok, “Çok emek verdik, çok eziyet çektik. Bu yıkımı gündeme getirmek bize yapılan büyük bir darbe” diyor. 2009 yılında işgaliye gerekçesi öne sürülerek, kendisine ve komşularına Milli Emlak Daire Başkanlığı’ndan ecrimisil cezası geldiğini anlatan Gözütok, bu cezaya İstanbul 2. İdare Mahkemesi’nde itiraz ettiğini ve davayı kazandığını söyledi. Gözütok, 7 sene önce gelen ecrimisil cezasına itiraz edenlerin para ödemezken, itiraz etmeyenlerin emekli maaşından kesildiğini belirtti. Evin hâlâ yıllık vergilerini ödediklerini aktaran Gözütok, yıllarca paraları alan devletin şimdi de evi başlarına yıkmaya çalıştığını söyledi. Gecekonduların yerle bir edilip, TOKİ binaları dikileceğini ve tünel inşa edileceğini belirten Gözütok, mahallenin nefes kaynağı olan Aşık Veysel Ormanı'nın yok edileceği, 7 bine yakın ağacın söküleceği söylentilerinin dolaştığına da dikkat çekti. Bu kentsel dönüşümle Alevi ve Kürt mahallelerini yok etmenin amaçlandığına işaret eden Gözütok, dar gelirli bir aile olduklarını, bu saatten sonra yeniden eziyet çekemeyeceklerini ifade ederek, tek varlığı olan gecekondusunun yıkılmasına izin vermeyeceğini kaydetti.

‘BU MAHALLE KÖYÜMÜZ, VATANIMIZ GİBİ…’

Serminay Arslan, Zübeyde Hanım Mahallesi’ne gelin olarak geldiğini anlatıyor. Eşinin 40, kendisinin ise 16 yıldır burada yaşadıklarını belirten iki çocuk annesi Arslan, “Eşim çocukluğunu burada geçirdi. Ailesi yaşadığımız gecekonduyu tırnaklarıyla inşa etti” dedi. Bu mahallenin yıkılacağını öğrendiği zaman çok tedirgin olduğunu ifade eden Arslan, “Oysa bize tapu sözü verilmişti. Burası köyümüz, vatanımız gibi, bir yere gitmeyeceğim, sonuna kadar hakkımızı savunacağız” diye konuştu.

Mahalleye büyük emek veren bir diğer mahalle sakini de Sakine Yurttaş. Zübeyde Hanım Mahallesi’ne gelin olarak gelen ve 35 senedir burada oturan 65 yaşındaki Yurttaş, “Ben bu mahalleye geldiğimde elektrik yoktu, su yoktu; dere tepeden su taşıyorduk. Bu bayırlarda sırtımızda odun taşıdık, damlarımızı su sızıntılarına karşı defalarca tamir ettirdik. Komşularımızla birlikte öyle böyle değil çok çile çektik, tam biraz rahata kavuştuk derken, şimdi de evlerimizi ellerimizden almakla tehdit ediyorlar” diye konuştu. Yurttaş, eşinin emekli maaşının çoğunun evin tadilatına verdiğini belirtti. Geçirdiği bir kazadan ötürü sağ elini kullanamayan Yurttaş, bu saatten sonra yaşamını tekrar sıfırdan başlatamayacağını, bu zulme karşı sonuna kadar direneceğini vurguladı. Yurttaş, “Gecekondumdan başka neyim var ki, nereye gideyim? Bunların hiç vicdanı, merhameti yok mu? Biz de bu ülkenin vatandaşıyız, niye bizi rahat bırakmıyorlar” şeklinde konuştu.

'BU NASIL BİR İNSANLIK!'

Oğlunun yanında oturan Melahat Çatalcı ise yıkım nedeniyle büyük tedirginlik yaşıyor. Gözyaşlarını tutamayan 70 yaşındaki Çatalcı, “Biz nereye gideriz, ne yaparız” diye feryat ediyor. Eşi vefat ettiğinden beri oğlunun yanında kaldığını anlatan Çatalcı, “Bu nasıl bir insanlık” diye soruyor.

'İZİN VERMEYECEĞİZ'

Gecekondusunu Refah-Yol döneminde, 1994 yılında yaptıran Haydar Doğan ise acele kamulaştırmaya dair yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’a dava açan iki mahalle sakininden biri. Acele kamulaştırma kararı Resmi Gazete’de yayınlandıktan 10 gün sonra proje ve yıkımdan haberdar olduklarına dikkat çeken Doğan, “Eskiden gecekondu yıkılsa bile ev sahiplerine haber verilirdi. Ancak şimdi acele kamulaştırma adı altında öyle bir durumla karşılaştık ki sanki savaştan mal kaçırılıyor” diye konuştu. Bu acele kamulaştırma kararına karşı bir ay içerisinde itiraz edilmesi gerektiğini öğrendiğinde hemen harekete geçtiğini belirten Doğan, “Biz de iki ev sahibi olarak yürütmeyi durdurma talebiyle Danıştay’a başvurduk” dedi. Mahkeme sürdükçe yıkımın gerçekleşemeyeceğini aktaran Doğan, böyle bir yıkıma izin vermeyeceklerini, sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.